SUNUŞ
Necîb ʿÂṣim merḥûm, en-Nesâvî'nin Celâlu'd-Dîn Ḫᵘᵛârezm-šâh hakkındaki kitabını (Sîreᵗᵘ's-Sulṭân Celâlu'd-Dîn Menkibertî [سيرة السلطان جلال الدين منكبرتي]), ön sözde kendisinin belirttiği üzere mealen tercüme etmiştir. Bu eserin literal bir çevirisi var mı bilmiyorum, zannediyorum sonraki baskılarda da bu versiyon (belki imla düzeltmeleriyle) kıstas alınmıştır.
Necîb ʿÂṣim merḥûm, başlangıç kısmında da (kitabı tanıtmak yerine [bu görevi Mukrîmîn Ḫalîl yapmıştır]), daha çok Celâlu'd-Dîn Ḫᵘᵛârezm-šâh'ın şahsı, Ḫᵘᵛârezm-šâhlılar, Oğuzlar, Moğollar ve Tatarlar hakkında bazı yorumlarda bulunmuştur. Necîb ʿÂṣim, ülkenin eski Türk milliyetçilerindendir, kendi dönemindeki birtakım pan-Türkistler hilâfındaki bu yorumlarını kısa, özlü ve ilginç buldum, bu yüzden burada paylaşıyorum.
Bizde Çinggis, Tîmûr-leng gibilerini övmek, bilhassa anakronistik bir yöntemle modern bir algı olan Türk milliyetçiliğinin ve daha da yeni (cumhuriyet ürünü) olan Osmanlı nefretinin geriye uyarlanması ile yaygınlaşmıştır. Oysa bu hanedanlar sadece Oğuzlara değil, genel olarak İslâmlık alemine de büyük zararlar vermişlerdir. Çinggis, bilhassa Moğol (hatta genelde Doğu Orta Asya), Çin ve kabul etmeyi çok sevmeseler de Rus' kavimleri için (ilk harâbât ardından) büyük toparlayıcı ve geliştirici rol oynamıştır, lakin Orta Doğulu/Orta Doğu'ya yerleşmiş Oğuz, Acem ve Arab kavimleri için büyük yıkım doğurmuştur. Çinggis'i bu şekilde ikili özelliğiyle ele almak doğrudur. Tîmûr-leng'in ise zararları çoktur. Mesela Muselmân Hind hânedânlara verdiği zarar ve bunun neticesi olarak Hindular'ın tekrar güç toplamasına yol açışı maʿlûmdur. Osmanlı meselesi ise zaten herkesin maʿlûmudur. Necîb ʿÂṣim'ın da bahsettiği üzere Tîmûr'dan çok onun devamcılarının katkıları çoktur, bunda Necîb ʿÂṣim'in gerekçelendirmesi başka bir konudur.
Görüleceği üzere, dönemin oturmamış harf inkilabı yüzünden, imla bugünkünden çok farklıdır (ek vb.'nin birleşik, d'lerin t olarak yazılması ilh.). Bunları düzeltmedim, her seferinde "[sic]" eklemek metnin akıcılığını bozacağı için de girişmedim. Yalnız çok bariz dizgi hatalarında "[sic]" koydum.
***
BAŞLANGIÇ
Okuyucularımın çoğu, hele Abdülhamit gününü gören talisizlerin [sic] hemen hepsi Namık Kemal'in Celâl'ini hatırlar. Kemalin bu kitabını bucak bucak saklayanların, nihayet evlerinin en izbe yerlerine gömenlerin hâlâ çoğu bu acı günleri hatırlar.
Namık Kemalin Celâli Harezm hanedanından Celâlüddinin bir piyes halinde tasvirinden ibarettir. Kemal bu eserinde Celâli millî bir kahraman olarak tasvir eder; ben ise bu eserde Celâlin tarihi hayatını muhterem okoyucularıma [sic] takdim ediyorum.
Fakat Celâlin tarihine girilmezden evvel yaşadığı ve bulunduğu muhitten bahsetmeliyim :
Celâl, Harzemşahlardan Kutbuddin Mehmedin oğludur. Bu Kutbuddin bulunduğu devrin en büyük bir hükûmetine malik olmuş, birçok padişahları kendisine haset ettirmiştir. Bunun hükümetini yıkan da önceleri Temucin denilirken kazandığı büyük zaferden dolayı imparator gibi bir manaya gelen Çengiz unvanile dünyaya ün salmıştır.
Çengiz, Moğol ırkındandır, ve ufak bir ailedendir. Türkler türkçe konuşmıyan milletlere «Tatar» derler. Nasıl ki Islâvlar da Islâvca konuşmıyan komşuları Almanlara «nimse» yani dilsiz derler. Fakat Orhon kitabelerinde bahsolunan tatarlar, ondan bir çok asır evvel kendi dillerini bırakmış, Türk olmuş idiler, yalnız ufak gözlü, yüzleri tüysüz olduğundan, yani sakallı, bıyıklı türklere benzemediklerinden tatar lakabını muhafaza etmişlerdi.
Çengizin mensup olduğu millet te yüzlerindeki elmacık kemiklerinin çıkıklığı, gözlerinin çekikliği ve hele dillerinin ayrılığı cihetinden türklerce tatar sayılırlardı.
Işte Çengiz önceleri komşuları üzerine bir iki galebe kazandıktan sonra Moğollarla Tatarları bir saydığı gibi o asırda İslama girmiyen Uygur yani şark türklerini de tatarlara karıştırmış, böylece bir imparatorluk teşkil etmeye elverecek kuvvetler edinmişti. Sonradan Timurlengin zaferlerini yazan “Zafername„ sahibi Türkle Tatarın kardeş olduğunu yazmış ve daha sonra da hakikaten Türk olan Tatarların böyle Moğollarla kardeşliğini görenler Türkleri de Moğollara kardeş etmek gaflet ve cehaletinde bulunmuşlardır.
Çengizin kurduğu Moğol Imparatorluğundan en çok müteessir olan garp Türkleri yani bizleriz. Bu kurnaz Moğol başbuğu KutbuddinMehmedin [sic] korkaklığı, beceriksizliği yüzünden bir Oğuz Türk hükümeti olan Harzemşahlığını yıktığı gibi bütün orta Asyayı harap etmekle de kalmadı, doğrudan doğruya büyük atalarımız olan Selçukîlerin Anadoluda kurdukları Selçuk Imparatorluğunu da felce uğrattı. Bu felç iki asır bizi geri atmıştır.
Selçuk Hükûmetinin on on beş parçaya ayrılması, Anadolu halkının muhtelif beyler elinde birbirine girmesi ve bu fetretin mümkün mertebe ortadan kaldırılıp Birinci Bayezit zamanında kuvvetli ve azimkâr bir imparatorluk teşkili için iki asır geçmişti. Tam şu birlik hâsıl olduğu günlerde aslen Barlas Moğollarından olan ve onların siyasetini güden Aksak Timur ortaya çıkmış, Çubuk ovasında Birinci Bayezidi bozup intihara mecbur etmiş ve Anadoluyu da eski beylere üleştrerek [sic] millî birliğimizi kırdı, bizi yarım asır kadar inme inmiş bir hale koydu.
Gerek Çengiz ve gerekse Moğollar Türkten ve hele bunlar içinde en saf ve en müterakkisi olan Oğuz Türklerinden medeniyetçe pek geri ve tamamile ayrıdırlar. Garbe gelen Moğol ordularının büyük rütbeleri onlar idi; neferlerin en çoğu ise halis Türkdü. Bundan dolayı bunların istilâ ve akın kuvveti azalıp ta ortalığa bir durgunluk girdikten az sonra akalliyeti teşkil eden Moğollar, dince İslâmiyet'i ve harsce türklüğü kabul etmişlerdir. Aksak Timur ise esasen din ve dilini değiştirmiş. islâm ve Türk olmuştu, işte bundan dolayı orta Asyada torunları Hüseyin Baykara ve Uluğ Bey zamanlarında parlak bir Türk medeniyeti teessüs etliği gibi diğer bir torunu olan Babürşah nazım ve hele nesirde mühim bir yol açmış ve oğulları asırlarca Hindistanda medeniyet vücude getirmişlerdir.
Bizim ise, tekrar edelim, Moğollarla soyca ve dilce hiç bir münasebetimiz yoktur, türkçülük cereyanile şu yakınlarda dilimize giren yasa, kurultay gibi kelimeler şüphe yok türkçedirler, fakat bütün dinî ve medenî kelimelerini türkçeden alan Moğollar bunları da bizden alarak müesseselerine at takmışlardır. Yasanın halis türkçesi «türe» ve adalet karşılığı türdür. Nasıl ki Timur yasa yerine türk kullanışına daha uygun olan «tüzük» ü almış ve Moğolca cemi haline getirerek «tüzükât» demiştir. Kurultay ise meclis kurmak sözünde olduğu gibi derlenip toplanmak demek ise de Moğollarca bu zadegâna mahsus bir toplanmadır. Türkler milli işlerini konuşmak için «kenkeş» yaparlar ve «kenkeşmek» mastarını kullanırlar ki enine boyuna konuşmak demektir ve kenkâşlara halk iştirak eylediği için demokrasiye de uyar.
Sözün kısası Oğuz türkleri ta Orhon kitabelerinde bıraktıkları yazıya göre, o zamandanberi yazma bir edebî hayata girmişler ve bugüne kadar muntazam bir hükûmet halinde yaşayarak medeniyetçe diğer milletlerden geri kalmamışlar ve hükûmet tarzlarının insanlarca bulunan en mütekâmili olan cümhriyeti [sic] de candan ve yürekten kendilerine mal edinmişlerdir.
Işte bu eserde bahsedeceğimiz şahsiyet te Oğuz türklerinden, milletin istiklâlini kurtarmaya çalışmakla şan alan bir zattır.
Celâlin tercümei hali hususi kâtibi Horasanda kâin Nesa’da doğmuş Ahmet oğlu Mehmet tarafından yazılmıştır. Kitabının tek nüshası Paris millî kütüphanesindedir. Aslını neşreden fransız müstaşrıkı Mösyö O. Houdas 1895 te tercümesini de neşretmişti. Ben aslı ve tercümesi karşımda olduğu halde bu eseri yazdım. Kitabın arapçası biraz iranî tarzda süslü ve çiçekli yazılmıştır. Bu üslûp bizim okuyucuların zevkine gitmez. Ben tercümede o külfeti kaldırdım, anladığımı yazdım. Bu suretle okuyucularımı da cinaslardan, istiarelerden kurtardım.
Kitap Celâlin vefatından on yıl sonra yazılmış ve bu münasebetle bitaraflığa daha ziyade riayet gösterilmiş, hakikat olduğu gibi naklolunmuştur.
İşte sözüm burada bitti, şimdi tercümeye başlıyalım.
NECİP ASIM